"Kadınlar rahat ettiğinde, erkekler daha rahat edecek. Bir kadının, erkeğinden başka ilk sıraya koyacağı hiçbir şey yok ki."
Yıldız Tilbe
Ot Dergisi, sayı 4, Haziran 2013
Emrah Serbes ve met üst'ün yıldız Tilbe ile söyleşisinden
* Bence bir kadına verilebilecek en anlamlı hediye; onu dinlemektedir.
Ahmet Mümtaz Taylan
Ot Dergisi, sayı 4, Haziran 2013
Sıcak Temas-Nurhak Kaya
OtLaRkEn
...
* Yan yana üç nokta da olur, iki nokta üst üste de olur, o senin imla neşene kalmış müdür!
...
* Sen bildiğin gibi yap da, ben nasıl olsa tekrar bozucam o sayfaları!
...
15 Haziran 2013 Cumartesi
1 Haziran 2013 Cumartesi
Ot Dergisi'nden...
...
Kafka okuyorum birkaç gündür.
Ne tür kitap okumalıyız sorusuna cevabı:
Yaralayan, darbe vuran kitap okumalıyız.
Okuduğun kitap yumruk gibi inmiyorsa kafana,
neden okuyorsun ki? Felaketler gibi, canınızdan
çok sevdiğinizin ölümü, sevdiklerinizden
koparılmanın sürgünü gibi olmalı kitap... Kitap,
içimizdeki buzulları parçalayacak balta olmalı.
...
Gündüz Vassaf
Kafka Nerede Duruyor?
Ot, Sayı 4, Haziran 2013
Kafka okuyorum birkaç gündür.
Ne tür kitap okumalıyız sorusuna cevabı:
Yaralayan, darbe vuran kitap okumalıyız.
Okuduğun kitap yumruk gibi inmiyorsa kafana,
neden okuyorsun ki? Felaketler gibi, canınızdan
çok sevdiğinizin ölümü, sevdiklerinizden
koparılmanın sürgünü gibi olmalı kitap... Kitap,
içimizdeki buzulları parçalayacak balta olmalı.
...
Gündüz Vassaf
Kafka Nerede Duruyor?
Ot, Sayı 4, Haziran 2013
Etiketler:
edebiyat,
içimden geldiği gibi,
kafka,
kitap,
ot dergisi
12 Nisan 2013 Cuma
Sevincim Eksilmesin Yeter Ki'den Alıntılar - 1
Sevincim Eksilmesin Yeter Ki
Jean Giono
Çeviren : Orçun Türkay
Yapı Kredi Yayınları
1. Baskı: İstanbul, Ekim 2012
Jean Giono
Çeviren : Orçun Türkay
Yapı Kredi Yayınları
1. Baskı: İstanbul, Ekim 2012
"Yalnızca ufak çareler sundum."
"Ama tüm varlığımı harekete geçirdiler" dedi Jourdan.
"Büyük çareler" dedi Bobi, "daha çok zorlar insanı."
"İyileşmek istiyorsa kendine söz geçirebilmeli" dedi Jourdan. "Üstelik artık sorumlu sayılırsın. Bizi rahatlatacak şeyi gösterdin bile. Ama biz havuç çiçeklerinin, altın gibi parlayan işaretlerin ortasında, işin içinden nasıl çıkacağımızı bilmiyoruz. An oluyor yalnızca yaşlı yıldızları gördüğümüzü sanıyoruz, an oluyor başka başka acunlar düşlüyoruz, oysa kapının çevresinden gelen ışıkmış gördüğümüz."
"Her şey iyileştirilebilir, ama neyi seçeceğimizi bilmiyoruz. Bir bilen on arayana yeğdir."
Yaklaşan ev taze ekmek kokuyordu.
sayfa:54
Marthe:
"İkisi nereye gitti acaba?" diye düşünüyordu.
Aslında yalnız olmaktan mutluydu. Ucunun nereye varacağı belli olmayan bir gücün işlediğini duyuyordu içinde; kadının gücüydü bu, o anlarda erkeklerin kadının yanında olmasına gerek yoktur.
sayfa: 65
"Ah benim kocacığım" dedi Marthe alçak sesle.
sayfa: 65
Gün gelir, her şeye karşın, erkeğin uzaklaştığı hissedilir. Ah! Adam uzaklara gitmez. Aslında uzaklaşmak değil de bizden ayrılmaktır yaptığı. Sanki bizde, kendisini uzun zaman mutlu etmiş, ama artık etmeyen bir şeyi arar durur. Ona bakmışızdır, birbirimize nazik davranmışızdır, gecelerin yalnızlığını gidermişizdir, bir zaman genç bir kızken, her gencin yaptığı gibi. Sonra, an gelir, adamın yaşamındaki en önemli şey arayışa dönüşür.
sayfa : 22-23
Etiketler:
edebiyat,
içimden geldiği gibi,
jean giono,
sevincim eksilmesin yeter ki
26 Mart 2013 Salı
aklımdaki yılan'dan - 3
Özdem'den:
"Her zaman bana yaşama sevinci, sevgi, cesaret ve mücadele gücü veren sevgili anneme...
Nur içinde at anneciğim. Ruhun şadolsun. Bana her daim güç vermeye devam ediyorsun."
...
...
...
Bir süre karşılıklı sustuk. Neden sonra yazım düştü aklıma. Afili bir giriş yapmaya karar verdim. Asi ve ergen bir dille anneme seslenecek, tüm kadınların sesi olacak ve şöyle yazacaktım:
"Mirasını istemiyorum anne!
Benim sadece biraz güce ve hayata karışabilmeye ihtiyacım var!
Peri masalları anlatma bana!
Hele şu külkedisi ve tek bezelye tanesinden kaynanasının gözüne giren çıtkırıldım prensesleri sakın anlatma!
Güçlü kuvvetli, bir vuruşta yedi can alan kadınları anlat!
Tek bir hakaret işittiği için kapıları çarpıp giden ve gece sokaklarda uyuyan cesur kadınları anlat!
...
...
...
Kendi gücüme inanmama yardım et!
Cesaret aşıla!
Hanımefendi olmamı tembihleme sakın! ...
Bana ağırbaşlı ol deme! Bir kedi gibi oyuncu ol, deyiver mesela!
Dişiliğimi, diğerleri gibi yalnızca doğurganlığımı öne çıkararak övme!
Neşemi hafifmeşrep oluşuma değil, hayra yor!
Otlar ve ağaçlar gibi ısıya ve ışığa ihtiyacım var anne! Güneşim ol! Önümü aydınlatıp herşeyi görmemi sağla!
Erkeklere nasıl davranmam gerektiğini hiç anlatma bana! Babamı görmem yeter bunun için!
Hayat yolunda mutsuz olursam eğer, kovuğuna sığınacağım ağaçlardan bahset bana, kanadına asılacağım kuşlardan, rüzgarlardan!
Şiir oku bana!
Gitmediğin ama gitmeyi çok istediğin ülkelerden bahset!
Kadınların yalnız kendi hayatlarını yaşadıkları ülkeleri anlat, yoksa da, sen icat et!
Adaletsizliğin ve eşitsizliğin karşısında durma ve savaşma gücü aşıla bana!
Kadınlık koşusunda diğer kadınları rakibim olarak görmemem gerektiğini tembihle ve 'Onlar senin kader arkadaşın, nerede düşmüş bir kadın görürsen, koş, tutup elinden kaldır' de bana n'olur!"
...
...
...
Hatice Meryem
"aklımdaki yılan"
"miras" adlı öyküden
Etiketler:
aklımdaki yılan,
edebiyat,
hatice meryem,
içimden geldiği gibi
aklımdaki yılan'dan - 2
"Öyle bir yazı yazmalıydım ki akıllara mıhlanmalıydı. Hemen yatağıma uzandım, gözümü tavana diktim ve başladım düşünmeye. Ne de olsa düşünmek bir yazarın ilk adımıydı."
Hatice Meryem
"aklımdaki yılan"
"miras" adlı öyküden
Etiketler:
aklımdaki yılan,
edebiyat,
hatice meryem,
içimden geldiği gibi
24 Mart 2013 Pazar
aklımdaki yılan'dan
Çocukken içim içime sığmazdı benim de. Uçurtma peşinde koşardım boş arsalarda. Yürümezdim hiç; hep koşardım. Ayağım takılıp düşecek gibi olsam da durmaz, düşmeyi göze alırdım. Yeryüzü ayaklarımın altından sabun gibi kayardı.Yetişkin biri olduktan sonraysa ben de herkes gibi neşemi kaybetmiştim.
Birden üzüldüm neşemi kaybettiğime! Merak da ettim, uçurtma peşinden koşarken içime sığmayıp taşan o sevincin nereye kaybolup gittiğini. Unutmuş olabilir miydim bir yerde? Mümkün müydü bu? Yani insan çanta ya da cüzdan unutur gibi unutur muydu sevincini?
Hatice Meryem
"aklımdaki yılan"
Etiketler:
aklımdaki yılan,
edebiyat,
hatice meryem,
içimden geldiği gibi
15 Şubat 2013 Cuma
İlk ekşi mayalı ekmek maceram...
Doğal Besin Bilinçli Beslenme (DBB) Paylaşımlar Forumu'na yazdığım ilk ekşi mayalı ekmek deneyimimi burada da paylaşmak istedim. İşte ekmek maceram:
İlk defa ekşi mayalı ekmek yaptım...
DBB buluşmasında Nihal'den aldığım ekşi mayamı, tam unla doldurduğum cam kavanozun içinde unun içinde saklayarak buzdolabında bekletiyordum. Ekmek yapmaya başlamadan önce Nihal'in gönderdiği linkteki tarifi izledim. Oradan aldığım ilhamla ekşi mayamı yapmaya koyuldum. Tarifteki ölçüleri birebir kullanmadığımı itiraf ediyorum, içimden geldiğince Serdar Bey'in çavdar unu ve Hüseyin Bey'in tam buğday ununu karıştırarak yaptım ekmeğimi. Mayayı beslerken unla birlikte tarifteki gibi pekmez, ılık su kullandım. Yoğururken ise oda sıcaklığında biraz beklettiğim peynir altı suyunu kullandım. Bu peynir altı suyu, Nevin Hanım'ın peynir kursunda kendi elde ettiğimiz peynir altı suyuydu. Ekmeğimi kapaklı yuvarlak cam borcamın içinde kapaklı olarak fırında pişirdim. Bu yöntemi; Defne Koryürek'in NTV’de yayınlanmış olan "Sıcak ve Taze" adlı programının 26 Haziran 2010 tarihli bölümünü
internetten izlediğimde görmüştüm. Hazır mayayla yaptığım bir ekmek denememde, ekmeği kapaklı borcamda pişirmede başarılı olunca ekmeklerimi genelde bu şekilde pişirmeye başladım. İlk ekşi maya ekmeğimi de bu şekilde pişirdim. Başarılı oldum. Maya için Nihal'e ve yol gösteren, ilham veren herkese teşekkür ederim. Yoğurduğum hamurdan bir parça halen dolapta tam unun içinde uyuyor. Yakın bir zamanda uyanıp yeniden beslenecek ve bir sonraki ekmeğimi mayalayacak.
Unutmadan; Tijen İnaltong bir yazısında ekmeği yoğururken şöyle diyordu:
"Aman ekmek yoğururken aklınızın kötü düşünceler tarafından esir alınmasına izin vermeyin. Ekmek kutsaldır. İbadet eder gibi yoğurun ekmeğinizi. Ezmeden, hor görmeden, dikkatlice. Sevdikleriniz için, dünya için aklınıza gelen tüm olumlu düşünceleri katın hamurunuza. Sevginizden de koydunuz mu içine, ekmeğin lezzetli olmaması mümkün mü?"
Bunu okuduğumdan beri hamur yoğururken hep güzel şeyler düşünüyorum. Başta annem ve anneannem olmak üzere çocukken hamur yoğururken izlediğim tüm büyüklerimi bir bir aklımdan geçiriyorum. Sevgiyle anıyorum hepsini. Belki ekşi maya ekmeğimin başarılı olmasının sebeplerinden biri de budur. ;o)
sevgiyle,
özdem
Etiketler:
doğal besin bilinçli beslenme,
ekmek,
mutfak
24 Mayıs 2012 Perşembe
Çiğdemim Mahalle Bostanı
Çiğdemim Derneği ve PermAnkara grubu olarak "Çiğdemim Mahalle Bostanı" oluşturuyoruz.
Çalışmalarımızla ilgili çektiğim fotoğraflara aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:
https://picasaweb.google.com/ozdem.bezen/Cigdemim_Mahalle_Bostani?authkey=Gv1sRgCKP849PXu4TvCg&feat=email
Benim için faydalı ve keyifli bir deneyim oluyor. Permakültür ve doğal tarıma ilişkin bir uygulamanın parçası olmaktan çok mutluyum.
Çalışmalarımızla ilgili çektiğim fotoğraflara aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:
https://picasaweb.google.com/ozdem.bezen/Cigdemim_Mahalle_Bostani?authkey=Gv1sRgCKP849PXu4TvCg&feat=email
Benim için faydalı ve keyifli bir deneyim oluyor. Permakültür ve doğal tarıma ilişkin bir uygulamanın parçası olmaktan çok mutluyum.
13 Nisan 2012 Cuma
Uzun bir aradan sonra...
Uzun süredir Euhippe'ye yazmadığımın farkındayım ve bunun suçluluğunu hissetmiyorum desem yalan olur. Ben hissetmesem etrafımdakiler hissettiriyorlar sağolsunlar. "Artık yazmıyorsun" diyorlar. Merak etmeyin, yazacağım... Baharla birlikte silkinip kendime geleceğim; hem gezeceğim, hem yazacağım. Çok yakında...Bahar kendimi fena halde mutlu hissetmemi sağlıyor.
Yaşasın bahar, yaşasın yeşeren yapraklar, tomurcuklar ve çiçekler...
Herkese mutlu, neşeli ve çiçek kokulu günler dilerim...
özdem
NOT: Yukarıdaki resmi, blogumda kullanmama izin verdiği için Pyllis Harris'e teşekkür ederim. Bu resim, Pyllis Harris'in izniyle http://www.childrensillustrators.com/illustrator-details/pharris/id=432/slideshow/pag=3 adresinden alıntıdır. Resmin her türlü hakkı sahibine, Pyllis Harris'e aittir ve kendisinden izin alınmaksızın kullanılamaz.
P.S.: Thanks Pyliss Harris for letting me use the image above. This image is taken from the site http://www.childrensillustrators.com/illustrator-details/pharris/id=432/slideshow/pag=3 with the permission of Pyliss Harris. This image is copyrighted and may not be used without permission of Pyliss Harris.
8 Nisan 2009 Çarşamba
Bahar geldi...
Ankara'ya bahar geldi. Birkaç gündür hava yağmurlu olsa da bahar kendini hissettiriyor. Bugün sabah hava kapalı olmasına rağmen şu an masmavi gökyüzü ve bembeyaz pamuk bulutlar arasında güneş kendini yavaş yavaş göstermeye başladı. O göründükçe yüz kaslarımda bir gevşeme oluyor, yüzüme tatlı bir gülümseme yayılıyor. Havada acayip birşeyler var. Doğanın yeniden uyanışı insana mutluluk veriyor. Ağaçların tomurcukları, çam kozalaklarının çıtırtısı, yeşillenen çimenler yaşamanın ve yenilenmenin ne denli mucizevi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor bana.
Kışın saklandığımız sıcacık evimizden çıkıp doğayla içiçe olmanın vakti geldi. Mümkün olduğunca bu günlerin tadını çıkarmak, baharı güzel yaşamak gerek. Havada acayip birşeyler var hakikaten. İnsanın aklını başından alan birşeyler...
Bahar, ilkbahar... İlkokul anılarımdan kalan; mevsimler panosunda yeşil renkli olan mevsim, sene sonu gösterisinde yeşil giysili abla ve "En sevdiğin mevsim hangisi?" sorusunun cevabı. Sonraki yıllarda hep düşündüm, "En sevdiğim mevsim gerçekten ilkbahar mı?" diye... Yaz tatillerinin rahatlığında, sonbaharın hüzünlü ve hafiften içimi titreten serinliğinde, kış günlerinin kanımı donduran soğuğunda. Ama her bahar geldiğinde, doğru cevabın hiç değişmediğini her defasında yeniden anladım. En çok baharı seviyorum ben, ilkbaharı.
Kışın saklandığımız sıcacık evimizden çıkıp doğayla içiçe olmanın vakti geldi. Mümkün olduğunca bu günlerin tadını çıkarmak, baharı güzel yaşamak gerek. Havada acayip birşeyler var hakikaten. İnsanın aklını başından alan birşeyler...
Bahar, ilkbahar... İlkokul anılarımdan kalan; mevsimler panosunda yeşil renkli olan mevsim, sene sonu gösterisinde yeşil giysili abla ve "En sevdiğin mevsim hangisi?" sorusunun cevabı. Sonraki yıllarda hep düşündüm, "En sevdiğim mevsim gerçekten ilkbahar mı?" diye... Yaz tatillerinin rahatlığında, sonbaharın hüzünlü ve hafiften içimi titreten serinliğinde, kış günlerinin kanımı donduran soğuğunda. Ama her bahar geldiğinde, doğru cevabın hiç değişmediğini her defasında yeniden anladım. En çok baharı seviyorum ben, ilkbaharı.
31 Aralık 2008 Çarşamba
21 Ağustos 2008 Perşembe
Bilge Umar'ın "Karia" adlı kitabından alıntı
EUHİPPE
Euhippe (Hellen yazımında, Euippe; dişi sıfat) ve Euhippos (Hellen yazımında, Euippos; eril sıfat) “Atlarıyla ünlü” ya da “At’a iyi binmesiyle ünlü” demektir (tam analizi: İyi-at).
Ramsay (Anadolunun Tarihî Coğrafyası, Türkçe çeviride s. 472 No. 19) Euhippe’nin Roma imparatorluğu çağında para basmış bir Karia kenti olduğunu, ancak yerinin bilinmediği söylüyor. Nâzım Tarhan ise, haritasında (Tarihte Türkiye, Ankara 1962; bunun hazırlanmasında genellikle Kiepert’in yapıtlarından yararlanılmıştır) bu kentin yeri olarak Aydın’a bağlı bucak merkezi Dalama (Muğla’daki Dalaman ile karıştırılmasın!) yakınında Alacatlı’yı gösteriyor.
Alacatlı köyünün adı, belli ki, Alaca-atlı’dan senkop olayı (örneğin Gürcü-istan’dan Gürcistan çıkması) nedeniyle, bir a’nın düşmesi üzerine oluşmuştur. Euhippe’nin yerinde bulunan köyün günümüzdeki adı içinde atlı sözcüğünün yer alması, “rastlantı ürünü” olmayabilir ve hatta bir çeviri ürünü olabilir: Âlâca-atlı, Eu-hippe’nin eni konu doğru bir çevirisidir.
Alacatlı diye bir köy, Aydın 1973 İl Yıllığı’nda görülmez. Çünkü, Tarhan’ın başlıca dayanağı olan Prof. Kiepert’in Batı Anadoluda araştırmalar yaptığı 1880’lerden bugüne, o zamanki Alacatlı köyü, yıkıntıları arasında yalnız sessizliğin dolaştığı bir hortlak kasabaya dönmüştür; eskiden Dalama’nın batısındaki tepecik üzerinde, tepe doruğuna yakın, tepenin ovaya ve Dalama kasabasına bakan yanında bulunan bu köyün halkı, çoktandır, aşağıdaki kasabaya göçmüş, köyün yerinde bugün yalnız taş ve kerpiçten yapılma yoksul köy evlerinin kalıntıları ile mezarlar kalmıştır.
Halkın Dalama’da göçtüğü yer, kasabanın o eski köye en yakın bölümüdür. Tepenin başladığı yerde bulunan bu bölüme şimdi Alacatlı Mahallesi deniyor. Kasaba içinde Çarşı Câmii yanından giden sokak sizi oraya götürür; oradan da yarım saatlik yaya tırmanışla eski köyün yerine ulaşırsınız.
Eski Alacatlı köyünün yerinde, görünür hiçbir ilkçağ kenti kalıntısı yoktur. Tepenin, eski köy yeri yukarı bitişiğinde bulunan doruğu üzerinde dahi kale, sur, tapınak vb. Kalıntısına benzer hiçbir şey görülmemektedir. Dalama kasabası içinde rastladığım, bir ilkçağ kenti yerinden getirildiği kuşkusuz tek kalıntı, Çarşı Câmii önündeki az yüksek düzlüğün köşesinde duran, mermerden, irice bir mimarlık yapıtı parçasıdır. Bunun hayli büyük ve görkemli bir yapıdan alındığı anlaşılıyor. Kasaba çevresinde de o türden birkaç kalıntı vardır. Örneğin, Dalama ile Yeni Pazar arasında, asfalt yol üzerinde, yolun sağ yâni güney yanıbaşında, Dalama’nın 4 km. Doğusuna düşen Çulhan Câmii önündeki kuyu bileziği, aslında mermer bir sütun altlığıdır.
Dalama yerlilerinin verdiği bilgiye göre, kasaba doğusundaki Ara Tepe’nin kasabaya yakın eteğinde bazı buluntuların; o arada, üzerinde kadın başı kabartması olan mermer parçalarının, ilkçağ paralarının çıktığı görülmüş imiş. Demek ki Euhippe’nin bir bölümü, belki yalnızca nekropolis’i (mezarlığı) orada idi. Köylüler, bulunan paralar üzerinde baykuş resmi olduğunu da belirtmişlerdir. Ancak o çıkanlar, Euhippe’nin kendi bastığı paralar mıydı, yoksa Athena’nın simgesi olan baykuşu paralarına koyan diğer bir kentin (örneğin, Atina’nın) paraları mıydı, görmeden bilinmez.
Kaynak: Karia / Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi, Bilge Umar, İnkılâp Kitabevi, 1999, Sayfa: 253-255.
Euhippe (Hellen yazımında, Euippe; dişi sıfat) ve Euhippos (Hellen yazımında, Euippos; eril sıfat) “Atlarıyla ünlü” ya da “At’a iyi binmesiyle ünlü” demektir (tam analizi: İyi-at).
Ramsay (Anadolunun Tarihî Coğrafyası, Türkçe çeviride s. 472 No. 19) Euhippe’nin Roma imparatorluğu çağında para basmış bir Karia kenti olduğunu, ancak yerinin bilinmediği söylüyor. Nâzım Tarhan ise, haritasında (Tarihte Türkiye, Ankara 1962; bunun hazırlanmasında genellikle Kiepert’in yapıtlarından yararlanılmıştır) bu kentin yeri olarak Aydın’a bağlı bucak merkezi Dalama (Muğla’daki Dalaman ile karıştırılmasın!) yakınında Alacatlı’yı gösteriyor.
Alacatlı köyünün adı, belli ki, Alaca-atlı’dan senkop olayı (örneğin Gürcü-istan’dan Gürcistan çıkması) nedeniyle, bir a’nın düşmesi üzerine oluşmuştur. Euhippe’nin yerinde bulunan köyün günümüzdeki adı içinde atlı sözcüğünün yer alması, “rastlantı ürünü” olmayabilir ve hatta bir çeviri ürünü olabilir: Âlâca-atlı, Eu-hippe’nin eni konu doğru bir çevirisidir.
Alacatlı diye bir köy, Aydın 1973 İl Yıllığı’nda görülmez. Çünkü, Tarhan’ın başlıca dayanağı olan Prof. Kiepert’in Batı Anadoluda araştırmalar yaptığı 1880’lerden bugüne, o zamanki Alacatlı köyü, yıkıntıları arasında yalnız sessizliğin dolaştığı bir hortlak kasabaya dönmüştür; eskiden Dalama’nın batısındaki tepecik üzerinde, tepe doruğuna yakın, tepenin ovaya ve Dalama kasabasına bakan yanında bulunan bu köyün halkı, çoktandır, aşağıdaki kasabaya göçmüş, köyün yerinde bugün yalnız taş ve kerpiçten yapılma yoksul köy evlerinin kalıntıları ile mezarlar kalmıştır.
Halkın Dalama’da göçtüğü yer, kasabanın o eski köye en yakın bölümüdür. Tepenin başladığı yerde bulunan bu bölüme şimdi Alacatlı Mahallesi deniyor. Kasaba içinde Çarşı Câmii yanından giden sokak sizi oraya götürür; oradan da yarım saatlik yaya tırmanışla eski köyün yerine ulaşırsınız.
Eski Alacatlı köyünün yerinde, görünür hiçbir ilkçağ kenti kalıntısı yoktur. Tepenin, eski köy yeri yukarı bitişiğinde bulunan doruğu üzerinde dahi kale, sur, tapınak vb. Kalıntısına benzer hiçbir şey görülmemektedir. Dalama kasabası içinde rastladığım, bir ilkçağ kenti yerinden getirildiği kuşkusuz tek kalıntı, Çarşı Câmii önündeki az yüksek düzlüğün köşesinde duran, mermerden, irice bir mimarlık yapıtı parçasıdır. Bunun hayli büyük ve görkemli bir yapıdan alındığı anlaşılıyor. Kasaba çevresinde de o türden birkaç kalıntı vardır. Örneğin, Dalama ile Yeni Pazar arasında, asfalt yol üzerinde, yolun sağ yâni güney yanıbaşında, Dalama’nın 4 km. Doğusuna düşen Çulhan Câmii önündeki kuyu bileziği, aslında mermer bir sütun altlığıdır.
Dalama yerlilerinin verdiği bilgiye göre, kasaba doğusundaki Ara Tepe’nin kasabaya yakın eteğinde bazı buluntuların; o arada, üzerinde kadın başı kabartması olan mermer parçalarının, ilkçağ paralarının çıktığı görülmüş imiş. Demek ki Euhippe’nin bir bölümü, belki yalnızca nekropolis’i (mezarlığı) orada idi. Köylüler, bulunan paralar üzerinde baykuş resmi olduğunu da belirtmişlerdir. Ancak o çıkanlar, Euhippe’nin kendi bastığı paralar mıydı, yoksa Athena’nın simgesi olan baykuşu paralarına koyan diğer bir kentin (örneğin, Atina’nın) paraları mıydı, görmeden bilinmez.
Kaynak: Karia / Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi, Bilge Umar, İnkılâp Kitabevi, 1999, Sayfa: 253-255.
Euhippe
Euhippe nedir?
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sitesine göre:
"Euhippe
Aydın'ın merkezinde, Dalama bucağında yer alan antik yerleşimdir. Büyük Menderes'in güney kıyısındadır. Burada bir adet yazıt bulunmuştur ve bu yazıtta kentin adı geçer. Euhippe'de Hellenistik ve Roma Dönemlerinde para basılmıştır. "
Neden Euhippe adını seçtim?
Çünkü ben Dalama'lıyım. Dalama'da doğdum, orada büyüdüm. Şu an Ankara'da yaşıyor olsam da bir yanım hep Dalama'da.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sitesine göre:
"Euhippe
Aydın'ın merkezinde, Dalama bucağında yer alan antik yerleşimdir. Büyük Menderes'in güney kıyısındadır. Burada bir adet yazıt bulunmuştur ve bu yazıtta kentin adı geçer. Euhippe'de Hellenistik ve Roma Dönemlerinde para basılmıştır. "
Neden Euhippe adını seçtim?
Çünkü ben Dalama'lıyım. Dalama'da doğdum, orada büyüdüm. Şu an Ankara'da yaşıyor olsam da bir yanım hep Dalama'da.
20 Ağustos 2008 Çarşamba
Nihayet...
Bugün sanal ortamda bir günce oluşturdum kendime.
Uzun zamandır düşündüğüm ama hayata geçiremediğim/geçirmediğim bir işti.
Nihayet başladım yazmaya...
Ve benim de sanal bir güncem oldu.
Uzun soluklu paylaşımlar dileğiyle...
Uzun zamandır düşündüğüm ama hayata geçiremediğim/geçirmediğim bir işti.
Nihayet başladım yazmaya...
Ve benim de sanal bir güncem oldu.
Uzun soluklu paylaşımlar dileğiyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)